KİM YAZIYOR TÜM BUNLARI?

“Bir dostun temel işlevlerinden biri, vermek istediğimiz, ama düşmanlarımıza uygulayamadığımız cezaları (daha yumuşak ve sembolik bir biçimde) çekmektir” ¹

Odanın karmaşasından uzaklaşıp insanların arasına karışıyorum. Beyoğlu’nun kaosunda tanınmamanın verdiği huzurla mütecaviz göçmenlerin pis kokularından sıyrılıp, kendimi anıtın önüne atıyorum. Beni ırkçı diye yargılamanı istemem sevgili günlük. Ben, kendinden başkasını sevmeyen yakışıklı ve bir o kadar da arzu duyulan bir adamım. Üniversitenin gönderdiği külüstür önüme yanaşıyor ve beni okula götürmek üzere yol alıyor. Tüm gece Ceyda’yı düşündüğüm için iç çamaşırımdaki ıslaklığı hala tazeymişçesine hissediyorum. İçimde garip bir heyecan, her erkek hormonlarının harekete geçirilmesiyle uyanır kesif karanlığından. Kadınların romantizm sandığı şey, basit bir libidinal kalkışmadan başka bir şey değildir. Üniversite’nin kapısına geldiğimde dev bir öğrenci kalabalığıyla karşılaşıyorum. Benim için heyecanlanmadıkları kesin. Ceyda nerede acaba, tüm bu ebleh suratlı çocuklar da neden böyle her yeri işgal etmiş? Şoför hala yanımdayken soruyorum:

“Bu kalabalıkta neyin nesi?”

“Cumhuriyet bayramı dolayısıyla üniversite yönetimi özel bir tören düzenliyor hocam”

Ah! Salak ben nasıl unutmuştum bugünün özel bir gün olduğunu. Tüm değerlerini törenlerle anan ve bu değerleri bir saatlik anmadan sonra unutan bir toplumda, benim bunu unutmuş olmam tamamen yadırganacak bir durum değil. Ceyda ışıldayan gözlerle bana doğru yaklaşıyor ve kapıdan geçmeme yardımcı oluyor. Kalın elbisenin üstünde göğüsleri balistik füze gibi görünüyor. Bu ciddi tehdit karşısında teslim olmaktan başka çarem yok. Elimi omuzuna atıyorum ve müphem şakalarım, kocaman gülümsememle sarıyorum bu güzel teni. Bir ara bizim şu çokbilmiş gözlüklü çocuğu görür gibi oluyorum; neyse ki kalabalık böyle durumlarda koruyucu bir işlev görüyor. Konferans salonundaki yerimizi alırken Ceyda bacak bacak üstüne atıyor, siyah çorabının içerisindeki sonsuz arzuyu tüm hücrelerimde hissediyorum. Şimdi, tören için malzeme listemizi veriyorum.

  • Atatürk ve silah arkadaşları için bir dakikalık saygı duruşu,
  • Rektörün günün anlam ve önemine uygun konuşması,
  • Kısa bir belgesel gösterimi,
  • Olaysız bir şekilde sınıflara dağılalım.

“Cumhuriyet, çağdaşlaşma yolunda atılmış önemli bir adımdır. Üniversiteler tüm bu devrimci idealleri ayakta tutabilecek yegâne kuruluşlardır”

Rektör tüm bu sözleri sıralarken, Ceyda’ya bir nefes uzaklıktayım. Kulağına doğru eğilip:

“Samimiyetsiz törenler beni çok sıkar” diye fısıldıyorum.

Dönüp yüzünde kocaman bir gülümsemeyle

“İstersen biraz daha kalıp, sonra sessiz bir yerlere kaçabiliriz” diyor.

Karanlık bir deryanın ortasında deniz fenerini görmüş bir kaptan gibi hissediyorum kendimi. Tüm bu fırtınanın ve zorlu yolculuğun sonuna doğru yaklaşıyor gibiyiz.

“Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve toplumun muasır medeniyetler düzeyinde uğraşlarla ilgilenmesini sağlayabilmektir çocuklar. Cumhuriyet erdemdir, cumhuriyet tekkelerin kapatılması, halkın sırtındaki yüklerin atılmasıdır”

Tüm değerleriyle paramparça edilirken Cumhuriyet, bu ezberleri nostaljik bir esermişçesine dinliyor ve umursamıyorum. Tabii uzaktan bana bakan biri ciddi duruşuma aldanarak, sıkı bir Cumhuriyetçi olduğumu sanabilir.

“Konuşma bitse de kendimizi sakinliğin dingin sularına atsak”

“Ben de en az senin kadar sabırsızım”

“Seninle telgrafla iletişim kurarmış gibi kısacık konuşmak heyecan verici” gülümsemeler…

“Cumhuriyet ve onun idealleri için daha çok çalışacağız, hiç durmadan, yılmadan ve şikâyet etmeden” Alkışlar…

Rektörün konuşması biter bitmez başımı asistanıma çeviriyor ve işim olduğunu söylüyorum. Dersime yetişeceğimi ancak törene daha fazla katlanamayacağımı söyleyip, bu güzel ve etine dolgun kadına bir göz kırpıp, Ceyda’nın elinden tutup peşimden onu sürüklüyorum.

Bu trajik hatayı nasıl yaptığımı hiç bilmiyorum. Neyse ki kimsenin bizimle ilgilenecek hali yok. Avuçlarımdaki sıcaklıkla dünyanın dışına ulaşıyor ve uzay boşluğundaki yerimi alıyorum.  İkimizin de elleri terliyor ve yumuşacık oluyor. Kapıdaki nöbetçiyi atlattıktan sonra konferans salonun ara geçiş noktasına ulaşıyoruz. Kapılar kapalı olduğu ve çıkış yasaklandığı için burada sonsuz bir sessizlik bizi karşılıyor. Bir anda durup Ceyda’ya dönüyor ve gözlerine kilitleniyorum. İkimiz de bu anı beklermiş gibi birbirimize yaklaşıyor ve tutkuyla öpüşüyoruz. Uzun bir süre sessiz koridorda sadece ikimizin öpüşme sesi duyuluyor. Birbirine karışan dillerimiz sanki ağzımızın içerisinde dans ediyor. Tüm erkekliğim bana karşı ayaklanıyor, bu devrim beni tamamen mahvedebilir. Kendimizi dışarı atsak bile hala bu anın etkisindeydik, ellerimiz artık birlikte değildi ama hala birbirlerine kenetliymişçesine onu avuçlarımda hissediyordum. Birer kahve aldık ve üniversitenin ender sessizliğini kutluyorduk.

“Bu anı unutamayacağım”

“Bu anı unutmayacağım ve her yıl bugün benim için çifte bayram olacak. Böyle anlarda aklıma hep Dostoyevski romanları gelir. Oradaki karakterlerin dalgalı kişilikleri beni hep etkilemiştir. Senin gözlerin ve hissettiğim o dudaklar, beni o romanların içine zorla sokuyor. Yalnız bir farkla bizimkisi asla bir trajedi değil”

“Atılan her cüretkâr adımın sonunda trajediyle karşılaşabiliriz öyle değil mi?”

Bu kadındaki zekâ parıltısına bayılıyorum. Sanki karşımda Aristo oturuyor.

“Bizler bir trajediye yol açamayacak kadar alçak ve ikiyüzlü bir toplumda yaşıyoruz. Günahların her gün yargılandığı ve her gün daha şiddetli işlendiği bir toplumda! Merak etme dudaklarını, dudaklarım asla unutmayacak. İlk değildi ama farklıydı. Bir erkek bunu söylediğinde asla inandırıcı değildir; biliyorum ama bana inanacak kadar tutkulusun”.

Tüm bu konuşmanın sonu nasıl bitti hatırlayamayacak kadar aklım başımdan gitmişti. Ne ara ders bitmişti ve ne ara kanaldaki yerimi almış, canlı yayın için hazırlanıyordum…

Kim yazıyor tüm bunları? Ben mi? yoksa içimdeki başka bir ben mi? Bir insanın içinde kaç tane daha insan vardır? Bir insan yüreğine kaç insan sığdırabilir?

¹ HUXLEY, Aldous (2013). Cesur Yeni Dünya. Çev:Ümit Tosun. İstanbul: İthaki.