Şiirli yazılar isterdin benden; oysa kalbi kırık bir roman ne anlatabilir suskun dudaklarına? Şairler ve yazarlar birbirleriyle her zaman savaşa hazırlar. Savaşın galibi yok!

Sisifos gibi lanetli, sisifos gibi inatçı, kaybettikçe azmettiriyorlar kafeslerin içerisine sıkışmış çaresiz ruhları.

Aşkı anlatırken gözlerine, bomboş odanın ortasında silindir şapkasıyla ayakta duran yalnız bir adam, masaya doğru sessizce ilerliyor. Örümcekler ağlarında dans ederken, tozlu raflar olanları sessizce izliyor. Yalnız adam parmaklarını deftere doğru uzatırken, defter kaçmak istiyor, çığlıklar atmak istiyor, mürekkeplerini kanatıp ölmek istiyor.

Daha boyanmamışken siyah saçlar, ne güzeldi doğallığında yüzmek gözlerinin. Kirpikler fırça darbeleriyle kalkmamışken, dudaklar renkli şeytanlara boyun eğmemişken bir kadın vardı, tanrıçalardan daha güzel, bir kadın vardı korkusuzca aşkın kollarına atılan.

Çöküşün ve karanlığın hikâyesini fısıldıyorum yalnız adamın kulaklarına. Şiirli bir düş insanın hikâyesi, ilerledikçe, doğaya hükmettikçe kesiliyor nefesi…

Kesiliyor aşkın nefesi plastik dünyada; yalancı güzelliklerin renkleriyle boğuluyor. Dizlerinin üstüne çöküyor yalnız adam. Dirseklerini masaya dayıyor, şapkasını kaldırıyor ve terleyen alnından küçük damlalar kaşlarına süzülüyor. Deftere uzanırken parmakları kalbi yerinden fırlayacakmış gibi isyan ediyor. Açamaz! Aralayamaz sayfalarını gizli sırların. Önce âşık olmayı bıraktı kadın. Önce aşkına doğrulttu silahını erkek… Uygarlık denen cehennemde boğuluyor masum nefesler. Bir son yaz yalnız bir adam için. Kasvetli odanın ortasında uzanmış, şapkası sanki kendinden uzaklaşırcasına en uzağa atmış adımlarını. Hala nefes alıyor, birazdan kalkacak, yine devam edecek. Zorla aralanacak, saklı kalan kirli sırlar. Gerçeği açığa çıkarmaktır nasılsa gazetecinin görevi… Devamı haftaya.